Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıf Kültür ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Vakıf Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen panelde, Fatih Sultan Mehmet döneminin mimarlık vizyonunu ve estetik anlayışını uzman isimlerin katılımıyla mercek altına aldı. Panelde, Fatih devrinin Osmanlı klasik mimarisinin temellerinin atıldığı bir "kuluçka dönemi" olduğu vurgulandı.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi koordinasyonunda düzenlenen "Fatih Döneminde Mimari ve Estetik" paneli, akademisyenler ve öğrencilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Vakıf Haftası'nın bu yılki teması olan "Mimari ve Zarafetin Buluşma Noktası: Vakıf Medeniyeti" çerçevesinde şekillenen programda, Fatih Sultan Mehmet’in sadece bir fatih değil, aynı zamanda bir "şehir kurucu" ve sanat hamisi kimliği detaylandırıldı.
"Fatih Devri, Klasik Osmanlı Üslubunun Hazırlayıcısıdır"
Panelin açılışında konuşan moderatör Prof. Dr. Suphi Saatçı, Fatih Sultan Mehmet dönemini mimarlık tarihinde bir "sıçrama tahtası" olarak nitelendirdi. Saatçı, Fatih devrinin klasik Osmanlı üslubunun kuluçka dönemi olduğunu belirterek, "Fatih, sadece siyasi bir lider değil, müthiş bir kültürel ve sanatsal altyapıya sahip, şehre nazik davranan bir vizyonerdir" ifadelerini kullandı. Fatih Külliyesi’nin 44 dönümlük alanıyla Süleymaniye’den bile daha büyük bir yüzölçümüne sahip olduğuna dikkat çeken Saatçı, bu yapının mimarlık tarihinin en büyük külliyesi olduğunu kaydetti.
Mimarların İzinde: Atik Sinan’dan Murat Halife’ye
Doç. Dr. Mustafa Çağahan Keskin, dönemin mimari aktörlerini ve Hassa Mimarlar Ocağı’nın kurumsallaşma sürecini anlattı. Fatih Külliyesi’nin mimarı olarak bilinen Atik Sinan’ın hayatına dair efsaneler ile tarihi gerçekler arasındaki farklara değinen Keskin, Atik Sinan’ın 1471 yılında vefat ettiğini ve kabir kitabesinin günümüze ulaştığını belirtti. Keskin, ayrıca Edirne’deki Üç Şerefeli Cami'nin mimarı Müslihiddin ve II. Bayezid döneminin de önemli ismi olan Murat Halife’nin katkılarıyla Osmanlı mimari teşkilatının temellerinin bu dönemde atıldığını vurguladı.
Şehircilik Vizyonu ve Ayasofya’nın Dönüşümü
Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Vefa Çobanoğlu ise Fatih’in İstanbul’u devraldığında şehrin harap halini imar ve iskan politikalarıyla nasıl değiştirdiğini anlattı. Ayasofya’nın fetihten hemen sonra Müslümanlaştırılması ve Osmanlı külliyesi programına dahil edilmesinin önemine değinen Çobanoğlu, "Ayasofya artık bizim olmuştur; Osmanlı mimarları ondan ilham alarak kendi özgün şemalarını geliştirmişlerdir" dedi. Çobanoğlu, Fatih Külliyesi’nin simetrik plan kurgusunun Rönesans ile paralel bir "ideal şehir" arayışını yansıttığını, ancak Osmanlı’nın bu şemayı kendi medeniyet değerleriyle harmanladığını ifade etti.
Hat ve Tezyinatta "Zarafetin Mesajı"
Panelin son konuşmacısı Prof. Dr. Hüsrev Subaşı, dönemin hat sanatı ve tezyinat anlayışını Ali bin Yahya Sofi gibi usta hattatların eserleri üzerinden değerlendirdi. Fatih Camii ve Topkapı Sarayı kitabelerindeki estetik zenginliğe dikkat çeken Subaşı, Fatih Camii kubbesindeki Taha Suresi yazısının derin bir anlam taşıdığını belirtti. Subaşı, "Kubbede Taha Suresi’nin yer alması, fetihten sonra bölgedeki gayrimüslim halka verilen bir güvence mesajıdır. 'Dinde zorlama yoktur' düsturunu teyit eden bu yazı, Osmanlı’nın hoşgörü ve zarafetinin bir yansımasıdır" dedi.
Program, konuşmacılarımıza teşekkür belgeleri ve hediyelerinin takdim edilmesinin ardından gerçekleştirilen toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.